Bölgede adalet tam olarak yerine gelmiyor

Bölgede adalet tam olarak yerine gelmiyor
DİYARBAKIR-Medya Buluşmaları programı kapsamında Diyarbakır’da basın mensuplarıyla kahvaltıda bir araya gelen Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, İslam Coğrafyasında baş gösteren sorunları yine bölge devletlerinin çözmesi durumunda, bütün İslam âleminde huzurun geleceğine inandığını söyledi.
Basın toplantısında ağırlıklı olarak, İslam coğrafyasında meydana gelen olaylara değinen Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, konuşmasına, Mısır’da bir camiye yapılan saldırıyı lanetleyerek başladı ve saldırıyı "hunharca" niteledi.

Bu tür saldırıların bütünüyle işi karıştırmak için başvurulan bir yol olduğuna işaret eden Karamollaoğlu, "Hakikaten terör hadiseleri insanların birbirleriyle konuşmalarına ve meselelerini birlikte mütalaa etmelerine fırsat vermiyor. Bazen de ‘Yaw konuşma şartları ortadan kalkınca millet de ne yapsın, kendi fikrine dikkat çekecek hadiseler yapıyor’ diyebiliyor ama masum insanların, herhangi bir meseleyle ilgisi olmayan çocukların, kadınların, yaşlıların, özürlülerin hunharca katledilmesini nerede olursa olsun bunu makul görmek mümkün değil. Bu hunharca bir iş, bu ‘Bazı meselelerin başka türlü gündeme getirilemiyor’ demekten ibaret değil. Bu aslında bütünüyle işi karıştırmak için başvurulan bir yol. Özellikle de bunun belli mihraklar tarafından toplumu kendi emellerine alet edebilmek için başvurdukları bir metot." dedi.

Önceki gün İran’da uluslararası bir toplantıya katıldığını söyleyen Karamollaoğlu, toplantıda problemlerin çözümü için Müslümanların kucaklaşması gerektiğinin altını çizdi.

"Bölgede adalet tam olarak yerine gelmiyor"

Bölge sorunlarına da değinen Karamollaoğlu, şöyle devam etti: "Şuna inanıyorum ki bu bölgede ciddi problemler var, ciddi hak ihlalleri var. Maalesef bizim bu bölgelerimizde adalet tam olarak yerine gelmiyor, fikir ve inanç hürriyeti tam olarak sağlanmıyor. Milli gelirde ciddi dengesizlikler var. Gelir farklılıkları çok büyük. Bunların hepsi doğru ama emin olun ki bunları dışardan kendi emellerini bizi kullanarak ulaşmak isteyenlere bıraktığımız takdirde daha da kötüye işlerin gideceğinde benim hiçbir tereddüdüm yok. Biz kendimiz oturup şöyle veya böyle bir neticeye vardığımızda o zaman bu bölgeye de ülkemize de bütün İslam âlemine hatta bütün dünyada huzur geleceğine inanıyorum. Dışarıdaki ülkelerle bizim aramızda temel bir fark var diye düşünüyorum. Tabi bu bizde hiç yok manasında da değil ama menfaati dışardakiler her konuda en önemli mesele olarak görüyorlar. Hâlbuki bizde sıkıntılı zamanlarda bile diğerkâmlık denilen bir şey vardır; yani komşusuyla ilgilenmek, mağdur olanlarla ilgilenmek, mağdurun yanında olmak. Biz bunları biraz batıya benzedikçe unutur gibi oluyoruz fakat hatırlamaya da ihtiyacımız var."

"Soçi Zirvesi'ni önemsiyoruz"

Soçi’de Türkiye, İran ve Rusya’nın görüşmelerini değerlendiren Karamollaoğlu, "Son zamanlarda bölgedeki meselelerle daha yakından ilgilenen ülkeler olarak Türkiye’nin, İran’ın, Rusya'nın Soçi’de bir araya gelip problemleri çözme konusunda fikir alışverişinde bulunmalarını da önemsiyorum. İnşallah bu bölgedeki ülkeler bir araya gelerek, bu bölgede yaşayan halk insanlar onların temsilcileri bir araya gelerek, memleketimizdeki ve bölgemizdeki problemlerin çözümüne katkı sağlayacaklarını ümit ediyorum." dedi.

Emperyalistlerin oyunlarına dikkat çeken Karamollaoğlu, "Bizim başımıza örmek istedikleri çorapların bir kısmını kendileri kendi başlarına ördüler gibi. Avrupa'da sıkıntılar var. Avrupa her yönüyle mükemmel bir topluluk haline gelmiş değil ama bizimle uğraşmayı da hiç bırakmak istemiyorlar. Onlar bizim bölgemize baktıklarında kendi menfaatlerine yarayacak adımları atmak, o menfaatleri geliştirebilmek için mutlaka bir takım hareketlenmelere veya silahlanmasına, bu bölgede bütün silahlı örgütler ve ülkeler, tamamını silahını aynı mihraklar veriyor. Yani oturup bunları bizim ile düşünmemiz lazım. Nasıl oluyor? niye oluyor? Bizim bölgemizdeki iç çatışmalarımız bölgeyi zayıflattığı için dışarının menfaatine geliyor kanaatindeyim. Şu anda Türkiye'nin önemli problemleri var. Ülkemizde de insanlar sürekli olarak maalesef can kaybı ile karşı karşıya kalıyor. Bunu çetele tutarak telafi etmeye kalkmak yanlıştır diye düşünüyorum. Bunu da tekrar tekrar söyledim ‘Efendim beş tane şehit verdik, 15 tane de terörist öldürdük’ bununla hiçbir şeyin mücadelenin başarıya ulaşması mümkün değil. Bu yeni bir hadise de değil. Bizim 'oturup kan kaybını nasıl önleriz', bunu mutlaka gündeme getirme icap eder. Bütün bunlar yapılırken en çok bunun önünde, üzerinde durmamız gereken konunun da hukuk, adalet olduğunu yine düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

15 Temmuz darbe girişiminin arkasında sadece FETÖ'nün değil ABD ve dış güçlerin olduğuna işaret eden Karamollaoğlu, darbe girişimden sonra ilan edilen OHAL'in uzun sürmesini eleştirdi.

Karamollaoğlu, "Sıcağı sıcağına böyle bir halin ilan edilmiş olmasını doğru buluyorum, ancak siz Olağanüstü Hali, olağan hale getirmeye kalkarsanız işte o zaman problem çıkıyor ve adalet tesis edilemiyor. Siz bir insanı yakalıyorsunuz hapse atıyorsunuz, ondan sonra hapisteki insan kendini müdafaa etme hakkını bulamıyor. Adalet tesis edilemez ki böyle bir şartta. En önemli konu insanların kendilerine bir itham yapıldığı zaman kendilerini o itham karşısında koruyabilecek imkâna sahip olmalarıdır. Şu anda herkes kendinin masum olduğunu ispata davet ediliyor. Bu adaleti tepetakla ettirmek manasına gelir. İddiacı kendi iddiasını ispat etmekle maruftur, mecburdur." şeklinde konuştu.

"Türkiye’de müzakere ortamı kalktı"

Belediyelere kayyum atanmasını da değerlendiren Karamollaoğlu, sözlerine şöyle devam etti:

"Müzakere ortamı Türkiye'de kalktı, mecliste kalktı. AK Parti iktidara gelirken ısrarla üzerinde durduğu konulardan bir tanesi ‘Seçilenler ancak yine seçimle giderler’ anlayışıydı. Bugün bu sadece diğer partilerin belediye başkanlarının, milletvekillerinin hapse atılması görevden uzaklaştırılmasıyla yetmiyor. AK Parti bugün kendi içinde de aynı tavırları sergiliyor. Kendi belediye başkanlarına da ‘artık senin süren doldu, hadi bakayım sen de git’ diyor. Bu, demokrasiyle bağdaşan bir husus değil. Bizim buna razı olmamız mümkün değil. Çok ciddi bir sıkıntı içindeyseniz acil seçime gidin. Ona da rıza göstermeden bu tavrın içine girilmesini kesinlikle doğru bulmuyoruz."

Ekonomide Türkiye’nin ciddi sıkıntılar yaşadığına da dikkat çeken Karamollaoğlu, "Bizim kanaatimiz o ki ekonomide deniz bitti. Bugünkü hükümetin politikaları duvara tosladı. Bundan sonra herhangi bir çözüm üretebilme imkânları yok kanaatime göre. Ne ederlerse etsinler, bütün politikalar değişmeden Türkiye'nin ekonomisinin düzelme ihtimali yok." diye konuştu.

Dün Adıyaman'da tütün üreticilerin gerçekleştirdiği eylemi hatırlatan Karamollaoğlu, "Bir insan kendi memleketinde tütünü niye yasaklar?" diye sordu ve şunları ekledi:  "Bu doğrudan doğruya bizim pazarımızı Amerika'ya peşkeş çekmektir. Başka hiçbir özelliği yok. İlla da Amerikan tütününü içeceğiz dersek günahtır bu memlekete. Adıyaman’da tütün hakikaten gelir getiren, çiftçiyi ayakta tutacak bir ürün. Bu mantıkla Türkiye hiçbir şeyini çözemez. Şimdi devlet tarımda çiftinin, besicinin rakibi haline geldi. ‘Sen eti pahalıya satıyorsun, o yüzden ben de dışardan ucuz et getiririm, senin canını okurum’ diyor. Yahu Allah rızası için ‘Bu adam niye pahalıya mal ediyor kendi ürünü’ onun üzerinde durmuyor devlet.  Dünyada bütün hayvanlar yem yiyerek beslenir, ek katkı maddesi yok. Öbür taraftaki adam besicisine ucuz yem yediriyor, böylece eti ucuza mal ediyorsa sen niye aynı yolu denemiyorsun?"

Karamolaoğlu, bir gazetecinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarıp çıkarmayacaklarına ilişkin sorusuna aday çıkaracaklarını söyledi.

Bir gazetecinin, geçtiğimiz günlerde Diyarbakır'da 2004 yılında camide Kur'an-ı Kerim dersi verdiği için hakkında açılan davanın mahkûmiyetle sonuçlanmasının ardından koçbaşıyla evinin kapısı kırılarak cezaevine götürülen ve ardından tahliye edilen Ayşan Orakçı'nın durumunu hatırlatması üzerine Karamolaoğlu, şunları söyledi:

"Bu hukukun temel ilkesi: Savcılar harekete geçsin. Savcılar harekete hukuk dairesinde geçer. Bir kanun çıkarın ve siz bundan dolayı savcıları harekete çağırın ama bugünkü mevzuat dururken ortada herhangi bir konu yokken bir savcıya nasıl gidecekler? ‘Bu adam FETÖ’cüydü, bundan dolayı da yanlış bir ceza verdi de öbürünün ben önünü açacağım!’ diye. Ergenekon ve Balyoz davalarının önü Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlar ile açıldı. Şimdi Anayasa Mahkemesi o konuda bir karar alsa belki olabilir ama hükümet kesinlikle meclisten bir kanun çıkararak o günkü konuların haksızlık, mağdur olduğuna inandığı kişilerin belli şartlarda savcılığa müracaat ederek haklarının iadesini isteyebilir. Bunu hükümet yapacak. Cumhurbaşkanının tek başına söz söylemesi bir hukuki gerekçe olmaz kanaatindeyim. Hele de 28 Şubat sebebinden dolayı bugün bir haksızlık oluyorsa bunun insanlıkla ilgisi olmaz, zaten hukukla da bir ilgisi yoktur."

İLKHA

Hiç yorum yok

*Yorumlama Biçimi kısmından "Anonim"i seçerek kolayca yorum yapabilirsiniz.
*Küfür, hakaret vb. içeren yorumlar yayınlanmamaktadır.
*Yorumunuz editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır...

Blogger tarafından desteklenmektedir.