Arap baharı İslam coğrafyası için kara kışa dönüştü

DİYARBAKIR-Yeni Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (YORSAM) Başkanı Yılmaz Demirhan, Afganistan ve Irak işgali ile başlayan ve "Arap Baharı"yla devam eden sürece ilişkin İLKHA'ya değerlendirmelerde bulundu. Tüm küresel örgütlerin de içinde olduğu bir Ortadoğu coğrafyası ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyen Demirhan, Ortadoğu'nun özellikle bitirilmek istenmeyen bir yangın yeri olduğunu belirtti.
DİYARBAKIR-Yeni Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (YORSAM) Başkanı Yılmaz Demirhan, Afganistan ve Irak işgali ile başlayan ve "Arap Baharı"yla devam eden sürece ilişkin İLKHA'ya değerlendirmelerde bulundu. Tüm küresel örgütlerin de içinde olduğu bir Ortadoğu coğrafyası ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyen Demirhan, Ortadoğu'nun özellikle bitirilmek istenmeyen bir yangın yeri olduğunu belirtti.



İkiz Kule saldırısından sonraki süreçte yeni dünya düzeni şeklinde gelişmelerin olduğunu, saldırının arkasında kimin olduğu konusunda soru işaretlerinin olduğunu ifade eden Demirhan, ardından ABD'nin başını çektiği küresel güçlerin, kendilerine cephe belirlediklerini söyledi.

İkiz kulelere düzenlenen saldırıların arkasında, Ortadoğu’daki ülkelerin olduğu yönünde söylemlerin ortaya atıldığını aktaran Demirhan, "Ardından Afganistan ve Irak, işgale uğradı. Ortadoğu’da taşlar yerinden oynamaya başladı." dedi.

Arap Baharına gelinen süreci anlatan Demirhan, "2011’de Arap Baharı şeklinde Tunus’taki gösteriler, diktatörleri devirmek amacıyla dalga halinde başladı. Ancak Arap Baharı olarak gördüğümüz süreç, İslam coğrafyası için, adeta zifiri bir kara kışa dönüşerek domino etkisiyle birçok yeri yıktı. Bazı yerlerde ise daha fazla yıkım üretmek için yıkım uzatıldı. Özellikle Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta Arap Baharı sonrasında beklentilerine ulaşamayanlar, istediklerini iktidara taşıyamayanlar, ki halk başkalarına yöneldi, bu kez Arap Baharı'nı kara kışa çevirmenin yollarını aradılar." diye belirtti.

"Ortadoğu; bitirilmek istenmeyen bir yangın yeri"

Suriye’deki savaşın 7’nci yılına girdiğini hatırlatan Demirhan, Obama’nın Suriye savaşı hakkında 30 ile 40 yıl sürebileceği konusunda yaptığı açıklamalarından yola çıkılarak İslam dünyasının bir bataklığa sokulmak istendiğini vurguladı.

Küresel emperyalist güçlerin artık "vekalet savaşları" yürüttüğüne işaret eden Demirhan, "Dikkat ederseniz, küresel güçler kendileri savaşmıyor, sahada kendileri yok. Müslümanları kullanıyorlar ve insanları fırkalara, mezheplere ve ırklara ayırıyorlar. Sonra bizlere birbirimizi öldürtüyorlar. 6 yılda Arap baharından kalan ne? Çoğu ülkelerde savaş, yıkım ve kaotik ortamlar. Mısır, Libya, Suriye ve diğerleri ortadadır. Tüm küresel örgütlerin de içinde olduğu bir Ortadoğu coğrafyası ile karşı karşıyayız; bir yangın yeri ve özellikle bitirilmek istenmeyen bir yangın yeri." değerlendirmesinde bulundu.

"Arap Baharı bizimle başlamadı, bizimle bitmeyecek"

1916 tarihinde yapılan Sykes-Picot anlaşmasında sınırların petrole göre çizildiğini ifade eden Demirhan, küresel güçlerin artık petrolden ihtiyacını karşılayamadıkları için daha büyük hesaplar üzerinde savaşı uzattığını bildirerek, Bosna örneğinde olduğu gibi küresel güçlerin kimi durumlarda savaşı bitirebildiklerini hatırlattı.

Küresel güçlerin çözümsüzlükten çıkar elde ettiğine dikkat çeken Demirhan, "Arap Baharı, Ortadoğu insanlarının baharı değildi. Bahar bizimle başlamadı, bizimle bitmeyecek gibi görünüyor. Başlatanlar, bitirmek istedikleri zaman bitirecekler. Cenevre ve Astana süreci, uzadıkça uzuyor ve sonuçsuz kalıyor. Belki de sonuçsuz kalınması isteniyor." ifadelerini kullandı.

"Sınırları kalkmış bir İslam dünyasının, Batı'nın karşısında daha güçlü bir yeri olacaktır"

Batı'nın, İslam dünyasında kendine göre yeni sınırlar çizerek bu toprakları kontrol etme amacı güttüğünü dile getiren Demirhan, "Sınırları kalkmış, büyümüş ve kendi içinde birlik olmuş bir İslam dünyasının, Batı'nın karşısında daha güçlü bir yeri olacaktır. Ancak parçalanmış ve bölünmüş bir İslam dünyası, küresel güçler karşısında daha kolay dizayn ve kontrol edilebilir bir ülke haline gelir. Osmanlının yıkılmasının belki nedeni budur. Sınırları korumak iyi bir şeyse Batı, kendi içindeki sınırları neden kaldırıyor." şeklinde konuştu.

"Batı bireycidir ve menfaatlerini ön planda tutar"

Necmettin Erbakan’ın D8 projesinin hatırlatan Demirhan, Türkiye'nin kültürel olarak Batı'ya karşın Doğu toplumlarına daha yakın olduğunun altını çizerek, Doğu bloku içerisinde yer almanın daha samimi olabileceğini ifade etti.

Demirhan, "Batı bireycidir ve menfaatlerini ön planda tutar. Menfaatlerinin olmadığı yerde hemen gözden çıkarabilir. Doğu toplumlarında kolektif yapı biraz daha olduğu için batının karşısında doğunun içerisinde geri kalmışlık içinde kalmadan, yer almak daha uygun olur. Çin ile Rusya da Doğu bloğu içerisindedir. Ancak İslam ülkelerinin kendi ülkeleri içerisinde dertlerine deva bulup ayağa kalkması gereklidir." dedi.

Doğuyla da batıyla da ilişkiler kurulabileceğini ancak uluslararası ilişkiler çerçevesinde İslam dünyası ve İslam birliği oluşmasının önemine dikkat çeken Demirhan, "Hem Şangay platformuyla ilişki kuruyor hem de batıyla ilişkiler kuruyoruz. Batının teknolojisi alınabilir. Ancak batının o pragmatist ve bireyci anlayışı toplumuza pek de uygun değildir. Bu yüzden batıyla bir türlü illiyet bağı kurulamıyor. Kültürel kodlarımız birbirinden farklı olduğu için bir yerlere dâhil olmaktansa bizim bir şeyler kurmamız gerekiyor. Onu inşa edip onu büyütmemiz gerekiyor. İslam dünyası birlik olursa, etkisi ve gücü olabilir." diye konuştu.

"Türkiye, küresel sisteme direniyor"

Avrupa’nın Türkiye üzerindeki olumsuz uygulamalarına da değinen Demirhan, "Avrupa, Türkiye’yi Osmanlı’nın devamı olarak görüyor. Türkiye’yi İslam dünyasını yeniden ayağa kaldıracak lider ülke olarak görüyor. Zayıf hükümetler ve zayıf kişilikler oluşturmak istiyorlar. Türkiye, küresel sisteme direniyor. 'Dünya beşten büyüktür' diyerek yüz yıldır kurulmuş olan çarka çomak sokuyor. Bu çarkın bir parçası, bir dişlisi de Avrupa’dır. Ana dişi belki Amerika’dır ama önemli bir dişi de Avrupa, Almanya, İngiltere, Fransa ve diğerleridir. Dolayısıyla onlar elbette Türkiye’nin güçlü olmasını ve bağımsız olmasını istemiyorlar. Sykes-Picot’u yapanlar Fransızlar ve İngilizlerdir. Elbette ki bu topraklardaki egemenliklerini varsa gizli anlaşmalarını yitirmek istemezler. İngiltere’de kraliyet sistemi var. Eğer parlamenter yapıya geçmek isterse, Türkiye’nin müdahale etmeye ne hakkı var. Peki onların Türkiye’ye müdahale etmeye ne hakkı var?" şeklinde konuştu.

İLKHA

Hiç yorum yok

*Yorumlama Biçimi kısmından "Anonim"i seçerek kolayca yorum yapabilirsiniz.
*Küfür, hakaret vb. içeren yorumlar yayınlanmamaktadır.
*Yorumunuz editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır...

Blogger tarafından desteklenmektedir.