AB Bakanı Yardımcısı Ali Şahin, Diyarbakır’da STK'larla bir araya geldi

DİYARBAKIR-Bir dizi temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır'a gelen Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Ali Şahin, Sivil Toplum Kuruluşu temsilciler ve kanaat bir araya geldi. Toplantıda bölgenin sorunlarını anlatan STK temsilcileri, PKK’nin çukur siyasetiyle yüzyılın trajedisinin yaşandığını belirttiler.
DİYARBAKIR-Bir dizi temaslarda bulunmak üzere Diyarbakır'a gelen Avrupa Birliği Bakan Yardımcısı Ali Şahin, Sivil Toplum Kuruluşu temsilciler ve kanaat bir araya geldi. Toplantıda bölgenin sorunlarını anlatan STK temsilcileri, PKK’nin çukur siyasetiyle yüzyılın trajedisinin yaşandığını belirttiler.

Bir otelde gerçekleştirilen toplantıda konuşan AB Bakan Yardımcısı Ali Şahin, anayasa değişiklik paketi ve referandum sürecine ilişkin açıklamalarda bulundu.

Şahin, "İnşallah 16 Nisan'dan sonra bu değişim ekonomik istikrarı, siyasi istikrarı, kardeşliğin, barışın istikrarını, vesayet sitemlerini ortadan kaldırıp, millet idaresinin kurumsallaştıracak kalıcı bir projeyi hayata geçireceğiz. Anayasa paketinin asıl felsefesi millet üzerinde bu talimatlarla oluşturulmuş olan çok farklı; askeri vesayet, bürokratik vesayet yargı vesayeti, medya vesayeti, iş çevrelerinin vesayeti gibi bütün vesayetlere son verecek. Bunu bölge açısından da okumak lazım; terör vesayeti. İnşallah bu coğrafyanın üzerine kabus gibi çökmüş terör vesayetini de tamamen ortadan kaldıracak bir süreci inşa etmeye çalışacağız 16 Nisan tarihinden itibaren" dedi.

Programda açılış konuşmasını yapan Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muarrem Kılıç, Sykes-Picot anlaşmasının yeni versiyonunun gündeme getirilmek istendiğini belirterek, büyük oyunlar oynandığına dikkat çekti.

Bölgede daha önceden İngiliz-Fransız siyasal mühendisliğinin yürütüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Kılıç, “Sınırları belirlemek ve tahlil etmek suretiyle kendilerine bir sömürge alanı açmak amacıyla yapılan bir anlaşmaydı. Yeni versiyonda Amerika-Rusya ittifakı çerçevesinde yürütülen bir oyun ortaya konuluyor. Bu oyundan çıkabilmemiz için bizim bölgenin etnisite temelinde parçalanması ya da mezhep gibi başka bir nedenle ayrışması bu oyunun temel enstrümanıdır. Bu oyunu bozmamız, sistemimizi güçlendirmekten geçiyor. Sistem içerisinde herkesin tüm kimlikleriyle dâhil ederek bu oyunu bozabiliriz” ifadelerini kullandı.

PKK’nin çukur siyasetiyle bölge halkının mağdur edildiğine dikkat çeken Çözüm-Der Genel Başkanı Av. Ercan Ezgin, “Son 2 yılda PKK’nın bölgeye taşıdığı çukur, kirli savaş ve siyaset ile bölge, yüzyılın trajedisini yaşadı. Cumhuriyet tarihinde görülmeyen zulmü, işkenceyi insanlar yaşadı. 400 binden fazla insan kendi vatanında, kendi mahallesinde göç etmek zorunda kaldı. Adeta mülteci olarak yaşadı. Daha önce bölge, eski ceberut devletin büyük acılarını ve işkencelerini çekmişti. Ancak bu onlardan kat be kat daha büyük bir acıydı. Sözde kendilerine ‘Kürtlerin haklarını savunanlar’ diyen bir yapı tarafında bu acı yaşandı.” dedi.

Çözüm sürecini “Ayağı eksik” bir süreç olarak tanımlayan Ezgin, “Silah bırakma konusu dışındaki diğer kültürel ve siyasi konularda sadece HDP’nin ya da etrafındaki cenah ile görüşmenin gerçekleşip dindar camianın ihmal edilmesi, dindar camianın görüş ve önerilerinin alınmaması çözüm sürecinin ayağını eksik bırakmıştır. Çözüm süreci bazıları için bölünme süreci olarak anlaşıldı.” şeklinde konuştu.

28 Şubat ve FETÖ mağdurlarının taleplerini AB Bakan Yardımcısı Şahin’e ileten İnsan Hakları Cemiyeti Başkanı Av Mehmet Karadağ, Yusufî mahkumların görülmesi gerektiğine dikkat çekti.

Karadağ,  “Tümden yeni ve sivil bir anayasa talebinin kamuoyu tarafından çok ciddi bir şekilde talep edildiğini biz de dâhil olmak üzere belirtiyoruz. Bölgesel açıdan düşündüğümüzde temel haklar konusunda bazı düzenlemelerin yapılması ve Kürt meselesi noktasında ciddi ve tutarlı adımların atılması bölge insanının talebidir. Anayasanın ilk 3 maddesi olduğu gibi duruyor. Tekçi, ulusalcı ve biraz da ırkçı unsurlar barındırıyor. Bu noktada hükümetimizin bir planı var mıdır? İleride atılacak adımlar nelerdir?”diye sordu.

İnsan Hakları Cemiyeti olarak Türkiye’nin muhtelif cezaevlerine gittiklerini söyleyen Karadağ, “Biz Köşede kalmış, sesi pek duyulmayan kesimlerin sözcülüğünü yapmaya çalışıyoruz. İslami davalardan tutuklu ya da hükümlü olan Sivas Davası, Umut Davası, İslami Hareket Davası ve Hizbullah Davası var. Bunlar kamuoyunda ‘Yusufiler’ olarak biliniyorlar. Bize, ‘Dışarıda bulunma imkanımız yok, bulunduğunuz toplantılarda mağduriyetimizi dile getirin!’ diyorlar. Daha önce balyoz davalarında var olan beraatlar onları gerçekten de etkilemiş. Olumsuz anlamda incinmişler. ‘Biz üvey evlat mıyız, 28 Şubat ve FETÖ mağduru olduğumuz halde neden kimse bizi görmüyor’ diyerek tepkilerini gösteriyorlar. Bizden bilgi istiyorlar, yardım istiyorlar, mağduriyetlerinin giderilmesini istiyorlar. Bakan, samimi olduğunu söylemişti. Cezaevindekiler de öyle düşünüyor. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın samimiyetlerinden ve niyetlerinden şüpheleri yok. Bölgede geniş bir tabanı ve ailesi olan kesim adına bu talebi dile getiriyoruz.” dedi.

İLKHA

Hiç yorum yok

*Yorumlama Biçimi kısmından "Anonim"i seçerek kolayca yorum yapabilirsiniz.
*Küfür, hakaret vb. içeren yorumlar yayınlanmamaktadır.
*Yorumunuz editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır...

Blogger tarafından desteklenmektedir.