Suçlar doğallaşırsa toplum yangına düçar olmuş demektir

Suçlar doğallaşırsa toplum yangına düçar olmuş demektir
DİYARBAKIR-Yeşilay Cemiyeti Diyarbakır Şube Başkanı Yahya Öger, İLKHA'ya yaptığı açıklamada suç ve suçlunun doğal karşılandığı bir toplumu bekleyen tehlikelere dikkat çekerek suç ve suçluya karşı toplumdaki her bireyin gereken tepki vermesi gerektiğini, aksi takdirde suç oranlarının daha artacağına işaret etti.
Öger, dünya geliştikçe suç ve suçlu kavramlarının değişeceğini, bu anlamda da yasaların kendini güncellemesi gerektiğini belirtti.

İslami camiaların ve sivil toplum kuruluşlarının Kur’an’dan ve etik değerlerden uzak olan gençlerle ilgilenmeleri gerektiğini ifade eden Öger, bu çocukların etik değerlerden uzak bir hayat tarzı sürerek hırsızlık, uyuşturucu, fuhuş, kapkaç gibi suçlara bulaşması sonucunda sadece kendilerine değil topluma da zarar vereceklerini söyledi.

İnsanlar sosyalleşme yolunda asosyal bir kişiliğe bürünmeye başladıklarını söyleyen Öger, yoğunlaşan bir dünya nüfusu ile beraber, yalnızlaşan bir insan topluluğu ile karşı karşıya kaldıklarını belirtti.

Bununla beraber etik değerlerini yitirmiş olan dini duygularından mahrum ve bu anlamda çok ciddi manada kişiliğinden taviz veren bazı topluluklarla ve kişilerle karşı karşıya kalmak zorunda kaldıklarını ifade eden Öger, "Dünya ortamına baktığımız zaman yaşayan gençliğin, büyüyen insan topluluğunun aynı zamanda çok ciddi manada kişiliğinden, ahlakından, inancından ve yaşam felsefesinden taviz verebildiğini görebiliyoruz. Bu tavizler beraberinde bu tür olayların, gayri meşru davranışların toplumlarda yaygınlaşmasını beraberinde getirmektedir." dedi.

"Türkiye’de değil dünyanın bütün ülkelerinde bu tür olaylar doğallaşmaya başladı"

Türkiye’de özellikle 80 darbesinden sonra var olan bir başlıktan kaynaklı Milli Eğitim müfredatında etik değerlerden yoksun bir eğitimin var oluşu, toplumu hızlı bir şekilde dejenerasyona uğrattığını vurgulayan Öger, "Tabi bu dejenerasyon, beraberinde insanlara biraz da kapitalist ve materyalist bir düşünceyi getirdi. Bu mantıkla beraber insanlar birçok şeyden vazgeçtiler. Vazgeçme ile beraber sadece Türkiye’de değil dünyanın bütün ülkelerinde bu tür olaylar doğallaşmaya başladı. Uyuşturucu satımına baktığımızda satıcının kaygısı para kazanma kaygısı ve zengin olma isteğidir. Ya da hırsızlık yapmada asıl amaç, hastalık haline gelen hırsızlık türleri dışında, genelde rahat yoldan para kazanma ile alakalı bir olaydır. Tabi bunlar olunca bu olaylar hızla yayılmaya başladı ve doğallaşmaya başladı. Bir toplumda eğer bu tür şeyler doğallaşırsa ve genel anlamda toplumun tamamı bu işe sessiz kalırsa o toplum yangına düçar olmuş demektir. Yani artık yangın evimizin içini sarmış demektir." şeklinde konuştu.

Toplumun suç ve suçluya karşı tepki göstermesi gerektiğini vurgulayan Öger, "Bireysel anlamda bizim çok ciddi bir tavır takınmamız lazım. Bu anlamda hükümetin ve devletin yasal mevzuatı doldurması lazım ama yasal mevzuatlarla beraber otokontrol dediğimiz mekanizma da sivil toplum kuruluşları ve diğer insanlar bu işi denetleme altına almazlarsa, tepki göstermezlerse ve olumsuzluk noktasında bir tavır sergilemezlerse yasal mevzuatı ne kadar genişlettirirseniz genişletin toplum baskısı ve toplum denetlemesi olmazsa maalesef bu işler devam edecektir." ifadelerini kullandı.

Dünya toplumu medenileştikçe ve teknoloji ilerledikçe içine kapanık, kafasını kuma gömen ve "bana ne" mantığıyla hareket eden bir toplulukla karşı karşıya kaldıklarını belirten Öger, Türkiye’de bu tip etik değerlerin yitirilmesi noktasında duyarlılık olmazsa bunların evlerine sıçrayacağını ve çok ciddi manada sıkıntılara neden olacağını söyledi.

"Uyuşturucu madde satıcılarının hedefi gençler ve çocuklardır"

Uyuşturucu madde satımı yapan kişi ve örgütlerin hedefinde gençlerin ve çocukların olduğuna işaret eden Öger, "Gençler biraz daha duygusaldırlar, zorluklarla sıkıntılarla baş etme noktasında biraz daha zafiyet gösterebiliyorlar. Bu anlamda bu tür örgütlerin, kötü niyetli insanların hedef kitlesinde okul önleri, kafeler, çocuklarımızın daha fazla yoğun olduğu mesire alanları ve piknik alanları vardır. Burada bizim yapmamız gereken; kolluk kuvvetleri çok ciddi manada devriyeler atmalıdır ya da sivil toplum kuruluşlarından oluşan gönüllü kuruluşlar bu tür alanları kesinlikle boş bırakmamalı ve bu tür alanları gözden geçirmelidir. Bu biraz caydırıcı olur. Bu tür yerlerde bizim alternatif sunabileceğimiz alanlarımızın olması lazım. Okul önlerinde uyuşturucu satıcısı rahatlıkla dolaşabiliyorsa okul bahçelerinde sportif faaliyet yapan çocukların denetlenebileceği bir alan ve okuma yerleri oluşturulmalı çocuklar satıcıdan ziyade bu tür yerlere yönlendirilmelidir." dedi.

"Kur’an’dan ve etik değerlerden uzak olan gençlere de inilmesi gerekir"

İslami camiaların, sivil toplum kuruluşların ve cami cemaatinin sadece İslami gençliğe değil aynı zamanda dinden, Kur’an’dan ve etik değerlerden uzak olan gençlere de inmesi gerektiğini vurgulayan Öger, "Çünkü siz bu çocuklara inemezseniz bu çocuklar etik değerlerden uzak bir hayat tarzı sürerlerse; hırsızlıktır, uyuşturucudur, fuhuştur, kapkaçtır bu tür şeylere bulaşırlar. Sadece kendine zarar vermezler, yarın toplumun başına bela olurlar. Özellikle Diyarbakır’da İslami camianın da kabuklarını kırıp biraz da kendisinden olmayan bu tür gençlerle hemhal olmaları gerektiğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı.

Ebeveynlere seslenen Öger, "Ailenin çocuklarına sahip çıkması ve bu anlamda çocuklarına eğitim vermesi ve çocuklarının elinden tutup, nasıl okula götürüyorsa aynı şekilde ellerinden tutup sevgi evlerine, yaşlıların yanına götürmesi, gerekirse cami cemaatine götürmesi, medreseye götürmesi ve çocuklarına zaman ayırmaları önemlidir ki çocuklar dışarıda kendini bekleyen tehlikelerden uzak durmalılar." şeklinde konuştu.

"Verilen cezaların insanları caydırmaktan ziyade, teşvik ettiğine şahit olabiliyoruz"

Suçu caydırma noktasında çok ciddi yasal boşlukların olduğunu söyleyen Öger, bazı cezaların suçu teşvik ettiğini belirtti.

Öger, "Yasal mevzuatı ne kadar iyileştirirseniz iyileştirin bunu uygulamada adaleti sağlamazsanız ve hakkaniyeti sağlamazsanız; zengin çocuğuna ayrı bir tavır, bürokrat çocuğuna ayrı bir tavır takınıp ve sıradan bir vatandaşın çocuğuna cezayı ağırlaştırırsanız bunda bir hakkaniyet ve adalet yoktur. Adaletli bir şekilde var olan yasalar uygulanırsa inanıyorum ki minimize edilir. Tabi dünya geliştikçe suç ve suçlu kavramları değişecek bu anlamda da yasaların kendini güncellemesi lazım. Dolayısıyla yasal mevzuat kendini yenilemelidir.   Denetleme olmazsa yasal mevzuatın geçerliliği da pek fazla olmaz. Yasal mevzuat, artı denetleme bu işi minimize eder." dedi.

"Bu imtihan durağında sorumluluklarımız var"

Her bireyin dünyada ve ahirette mutlu olabilmesi için kendini otokontrol mekanizmasından geçirmesi gerektiğini belirten Öger, "Biz bir dünyada yaşıyoruz. İnancımız gereği bu dünyanın bir imtihan dünyası, imtihan durağı olduğuna inanıyoruz böyle iman etmişiz. Dolayısıyla bu imtihan durağında bizim sorumluluklarımız vardır. Bunu Allah bize yükledi. Bu sorumluluklarımızın bilincinde olmalıyız. Yani her fert, her aile, her ebeveyn ve her genç bu sorumluluklarının farkında olmalı ve bunları yerine getirirken de kendisini gözetleyen, kendisini bilen ve bunun karşılığını verebilen; gücün yani Allah’ın olduğuna iman etmelidir." ifadelerini kullandı.

İLKHA

Hiç yorum yok

*Yorumlama Biçimi kısmından "Anonim"i seçerek kolayca yorum yapabilirsiniz.
*Küfür, hakaret vb. içeren yorumlar yayınlanmamaktadır.
*Yorumunuz editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanacaktır...

Blogger tarafından desteklenmektedir.